MYSELF

Sizce de güzel bir fotoğraf değil mi? Bir de şu sıralardaki Dilruba’yı anlatması çok hoş! Aslında mutluluk dolu sonsuzluk olabilir ama ağzımı, gözümü bütün gerçekliklere kapadım bu aralar.. Kulaklarım serbest söylediklerinizi duyuyorum da benim şarkımın sesi size gelmiyor galiba!?

Gerçek olan her şeyin ne kadar da farkında olup ve ona aç olmamızın ne kadar büyük tezatlık olduğu geliyor aklıma. Sadece olması gerektiği gibi olsun istiyorum bazen her şey, -canımın istediği gibi. Sular aksın durulmayayım istiyorum. Sanki bu beni rahatlatacakmış gibi hissediyorum.

Yaşadığım ayları, günleri, saatleri düşünüyorum.. Neden gerçek değilsin? Neden olması gerektiği gibi değilsin? Neden benim canımın istediği değilsin? diye sormak istiyorum bazı insanlara.. Neden herkesin yaptığı gibi o yalanlar dünyasına kaptırdın?

Etrafımda çoğu insan beni asla vazgeçmeyişlerimle, değişik ruh hallerimle ya da dünyayla olan kavgalarımla bilir. Aaa Dilruba mı tam bir patavatsız! Evet, öyleyim. Çünkü yapaylıktan sıkıldım. Bir görünür bir kaybolur sevgilerden, sohbet edemeyen insanlardan,kendini  beğendirmeye çalışan kadınlardan, parasıyla yer edinmek isteyen erkeklerden.

Önce sevin kendinizi! Sağ elinizi solunuzla avutun demiyorum ama yeri geldiğinde bunu yapabilecek gücünüz olsun. Olmazsa benim gibi her gün ağlarsınız sadece.Kendimi seviyor muyum? Evet. Tek başıma da yapabilir miyim? Tabii ki.. Fakat her daim sevgiye aç bir kadın oldum ben. Adı doyumsuzluk mu yoksa hep yanlış insanlar mı tam emin değilim ama sevilmek istemek kötü bir şey mi sizce? 

Demiyorum ki her dakika -ayyyy aşkım beni sev, beni çoooookkkk sev tarzını arayan bir kadınım. Saf duyguları biraz hissetmek, hissettirebilmek benim derdim.


Çiçekler her zaman muazzam değiller mi? İyi ki var onlar.

Hep sen ya da ben değil de ‘biz’i düşünmek! Sanırım bunu beceremediğimiz için mutsuzuz. Sevgiyi, sevgiyle olan hicbir seyi beceremediğimiz icin, sevmeyi bilmediğimiz icin, asla sevgiyi koruyamadığımız için. Sevgiyi sadece ” seni çok seviyorum, sana aşığım ” lara sığdırdığımız için.

Okuduğum bir kitapta sevginin gücünden bahsediyordu, özellikle Poulo Coelho kitaplarının neredeyse tümünde sevginin gücünden bahseder, iyileştirici gücünden. Bu bir kutsal sevgi de olabilir, bir insan ya da bir hayvan hatta bir bitki. Sevgi sevgidir iste. 

– Sevelim, sevelim ama sevgiyi hissederek sevelim. Klişe olmayalim, basitleştirmeyelim. Dertleşelim, konuşalım, keşfedelim, sevişelim, ağlayalım, gülelim ama bir kalıba sokmayalim sevgimizi. Sıradanlaştırmayalım. 
Veeeeeeeee lütfen, lutfen dogalliginizi kaybetmeyin. Lutfen degismeyin, hic kimse ve hicbir sey icin. Kendinizi kimseye ait hissetmek zorunda degilsiniz, siz sadece kendinize aitsiniz. Tek basiniza da ayakta durabilir ve yurutebilirsiniz bu hayati, o kadar zor degil. Inanin bana ! Soz veriyorum her sey cook daha guzel olacak. Inanin ve guvenin, inanin ve basarin, inanin ve sizin olsun ! 

      bu da Pazar parçası, sevgiler🌺

Reklamlar

Huzur musun sen, Akyaka? 

 Yeşille maviye doyduğun, güzel yemeklere yumulduğun,  gün içerisinde hoplayıp zıpladığın, manzaraya karşı çay keyfi yaptığın bir yerde kim yaşlanır ki? Gökova Körfezi’nde küçük bir balıkçı köyü olan Akyaka; doğası, doğallığı, sakinliğiyle değme tatil beldelerine taş çıkartacak güzellikte! Muğla’ da yaşamış biri olarak huyunu suyunu bildiğim Akyaka’yı tatilci değil yerli kafasıyla size biraz anlatmak istiyorum; 

  • Neden seviyorum? Çünkü 2 bin kişilik nüfusuyla herkese yetecek huzuru var! 🌸Evleri mimari zorunluktan ötürü begonvil ve zambak ağaçlarıyla dolu olduğundan önüm arkam sağım solum tablo gibi.
  • Yazın en sıcak günlerinde bile akşam serinliğini hissedip üzerinize bir şeyler almak isteyeceğiniz bir şirin kasaba🤗 Yine de denizden sonra soğuk bir duş almak isterseniz atın Azmak’a kendinizi. Atın derken ciddiyim  -parmak uçlarını değdirerek yavaş yavaş girmek isterseniz daha çok beklersiniz-  7 derece sodalı ve tertemiz suyu olduğu için gün boyu boyumdan büyük canlılar, rengarenk bitkiler ve iri iri balıklar var.
  • Canım Azmak’ ta sandallarla gezinti yapmadan geri dönmeyin sakın! Suyun altındaki renkler, bitkiler, kocaman sazlıklar arasından geçmek çok tatlı. 🍩 Hatta bu nehir üzerinde rakı balık yapmak kadar keyifli bir his bilmiyorum ben. 
  • Teknede püfür püfür yayılarak, lezzetli yemekler ve habire denize atlayıp zıpladığınız bir plandan daha cazip ne olabilir ki!?🌸 Akyaka’nın en tatlı koylarına düzenlenen tekne turlarıyla tarihe ve doğal güzelliğe doyacağınızdan hiç şüphem yok. 
  • Merkeze yakın ve en popüler koylardan biri; Çınar Koyu. (İlk gün tam 5 saat aramıştım ama o benim yörüngesizliğimden🙈) Meydana sadece 3km uzaklıkta. Canım manzara önünde oraya yürüyerek gitmek en güzeli. Sahilinde çakıl taşlarından başka bir şey yok fakat mavi sulardan başka bir şeye de ihtiyacımız yok! 
  • Eee bunca güzelliğin devamı için enerji lazım,  Can boğazdan gelir! Akyaka’daysanız Gülbeyaz Balık evine uğramadan oradan çıkamazsınız ya da çıkmamalısınız🤔 İster teknede ister keyifli şark köşelerinde taptaze balıkları şalgam eşliğinde yediğinizde ne dert kalır ne tasa.
  • Peki çılgın gece hayatında neler yapıyoruz? Akyaka, Türkiye’nin sakin şehirlerinden biri. Gece 12’den sonra müzik sesleri kesiliyor, Işık’lar kısılıyor. Yıldızlarla başbaşa olmak harika! Yemekten kalkan herkesin yolu Poison Pub’tan geçer. Bira, mısır, tuzlu fıstık, sohbet.. Canlı performans isterseniz o da var! No 22 Riders Inn, bence müzik kalitesinin en üst seviyede tutulduğu, kolteyllerinizi yudumlayıp eğlenebileceğiniz oldukça keyifli bir yer. Tabii saat 12’ye kadar😄​​
  • Akyaka’ya kedileri, köpekleri, doğası ve huzuruyla içiçe yaşamak için yerleşen bir çok insan tanıyorum ve benimde gelecek planlarım arasında olduğu için, Mutluyummm!!! Aşığı olduğum Akyaka’yı dayanamayıp sizlerle paylaştım, zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkürler..                                Sevgi, dans ve mavi sizinle🦋

İki dilim limon✨

 

  • Herkese merhaba! Hazır şöyle kış geliyorken kendimizi hem ruhsal hem fiziksel detoxa mı soksak diyorum? İş, okul, soğuk hava.. Düşününce bile strese girdiniz, öyle değil mi? Bi yeşil çay içelim, içimiz ısınsın🍁
  • En güzel detox yöntemlerinden biri sevmek. Bir çiçeği, bir böceği, bir nesneyi, bir insanı sevmek. Ama hepsinden önce kendini sevmek!🌹 Aynanın karşısına her geçtiğinizde ‘kendimi seviyorum’ cümlesiyle görün bakın nasıl da mutlu olup, mutluluk saçıyorsunuz. Sonra ver elini Norveç! (Dünya’nın en mutlu ülkesi olur da kendileri) 
  • Surekli ben dogrucuyum ben her seyin en iyisini bilirimci insanlardan da uzak durma detoxu uyguluyoruz artik. Bazen bazi insanlar, yaptiklari onca cirkinlige ragmen “dogrucu” oldukları bir kısmı mutlaka bulurlar. Böyle insanlar, cevresi tarafından sureklı pohpohlanmıs ve sözü sürekli kabul görülmüs insanlardır. Kendilerine sorsanız aynada gorduklerı yansımanın içi booombos. Anlatamazsiniz tabi, o yuzden gorur gormezzz “koooooossssss ve uzakkkklas”
  • Kendinize bir rota belirleyin, haftada iki gün derim ben fakat bir kaç saate bile razıyım, tamam. Telefondan, bilgisayardan uzak bir kaç saat ayırın kendinize. Yalnız kalmayı öğrenin! Çoğu zaman yalnız kalmamak adına yanlış adımlar atıyoruz.🦋 Haksız mıyım? Değilimmmm, haksız değilimm canımmm.
  • Canınız çok mu sıkıldı açın müziği kendi kendinize dans edin, 🌹bırakın deli sansınlar sizi kendileri çok akıllıymış gibi! Olmadı mı, bir kere de kendinize güzel hissettirmek için makyaj yapın.
  • Kendinizi ve karakterinizi kimseye beğendirmek zorunda değilsiniz. Neden gülmekten korkuyorsunuz? Neden o ne der, bu ne der diye düşünerek yaşıyorsunuz? Herkesin hayatından kendisi sorumlu, KİME NE?
  • Bir çok şeyi umursamamayı öğrenip, kendinizi mutlu olmaya adayınca her şey daha kolay ve güzel olacak bence. Herkes geri dursunnn, en önde siz varsınız çünkü🐇
  • Yazımın sonuna doğru yaklaşırken, her sabah uyanınca mutlaka müzik açmayı, güne mutlu başlamayı unutmayın. Yaa dilruba nasıl olacak stres bitmiyor demeyin. Ölenle ölünmüyor canım her şey çok mu muazzam? Değil. O zaman biz buna ayak uydurarak daha pozitif yaşama dönüştürebiliriz. Hiç olmadı al evden salatalık, bal, iki dilim limon karıştır, sür yüzüne otur. Gülümsemeyi unutmayın!                      Arrivederci💋

O zaman ‘Dans’!

“Dans etme fikrinin kafamda ilk belirlenişi, çok küçükken deniz kıyısına gidip dalgaları seyre daldığım zamanlara rastlar. Onların hareketlerini dikkatle izler, aynı ritmle dans etmeye çalışırdım.”Isadora Duncan

 

Tam olarak dalgaları ya da bir şeyi ilham aldığım söylenemez. Fakat dans tutkum küçük yaşta bildiğin Asena’yı izleyerek başladı. 🙄Babama dansöz olacağım dediğimde bacaklarını kırarım senin sözleri hala kulaklarımda çınlıyor. Geleneksel Türk ailesi mantığı bizimkilerinki. Ama ben kafaya koydum ya illa dansöz olacağım.( hayır kenarından bile geçemedim😞)Tek başıma gidip oryantal kursuna yazıldım, sonra modern dansa merak saldım, ne alakaysa. Üniversiteye gelince işi abarttım latin danslarıyla başladım ve daha bir sürü dans öğrendim. Mutluyum!✋🏼

Neden Dans? Nedir Dans?.. Nasıl ki ruhun gıdası müzikse, bedenin gıdası da danstır, derim ben. Ruhun başkaldırışı, özgürlük, kendini ifade etme biçimi, bir iletişim çeşidi.. Herkeste farklı yankı uyandıracaktır. Şüphesiz yazıdan dilden daha önceleri insanlığın bulduğu iletişim aracıdır; dans.Dansla tanıştığımdan bu yana her zaman ‘Tanrım, müziği duymazsam yaşayamam, ne olur kulaklarıma zarar ziyan verme’ diye dua eder oldum.  Çünkü eğer dansçıysanız önce müziği doğru duymalısınız,  bu ince çizgiyi geçmeyelim 😉 Dansı bir kere hissettiğin zaman bırakamazsın, kapı gıcırtısına oynamak deyiminin bir dansçı tarafından ortaya atıldığını düşünüyorum🤔. Bu eylemi kendin için yapıyorsun ve bununla mutlu oluyorsun neden bırakasın ki! Karışan  yok, kural yok, içinden geldiği gibi davran! Evet, dansın temelinde yatan felsefe içinden geldiği gibi davran! Hisset! Sen ve dansın var şu küçücük Dünya’da!🍂

Biraz yetenek, biraz his, biraz bilgi de ister dans.. Yeteneksizler de yapabilir, yanlış olmasın 😄Fakat küçük yaşlarda eğitime başlamak en avantajlı kısmı bence. Bunun sıkıntılarını çok yaşadım çünkü. Ne de olsa ağaç yaşken eğilir felsefesi hala işliyor şükür. Tabi sonradan dans edip, güzel yerlere gelenler yok mu? Tabii ki var! işte burada hırs, istek, tutku devreye girer. Bunlar zaten sizsinizdir, sizin duygularınız.. Artık onları harekete geçirmeli! 🙀

Sözcüklere sığmayan bir sihri vardır, dansın. Flamenko muzip ve tutkulu, aşk için Tango, zengin bir dil olarak adlandırılan Modern Dans, canım 💜salon dansları Salsa, Vals, Rumba.. Her biri ayrı güzel, her biri ayrı heyecanlı..

Dansın geçmişte insanlık için psikolojik bir etkinlik, dik durma, yürüme eylemlerinin en başında gelen, veba salgınında halkı neşelendirmek için bir araç olması gibi yararlı ve her alanda özenilmesi gereken bir faaliyet olduğunu görüyorsunuz değil mi? Boşa konuşmuyorum yani😊 Dans eden insanların daha özgüvenli, daha kararlı, daha etnik oldukları yine tarihte kanıtlanmış.👩🏼‍💻Hatta bununla ilgili bir söz paylaşmak istiyorum sizinle;
“Dans; O büyülü yürüyüş
Yaşamın büyülü yürüyüşü, dans”

 İnsanoğlunun en saf, en yalın ifade biçimi.. Ağaçların, kuşların, yaprakların sesine kulak veren o ilk çılgın kimdi bilmiyorum ama belli ki ruhu genlerimizde saklı.Binlerce yıldır süregelen bir tutku dans ve bence kutsanmayı hak ediyor.

O zaman dansla kalın 💃🏼

Sonunda Sana Benzettim Kendimi

O hiç bilmese de, senin bildiklerin sana yetmeli bazen. 
Her gün onun en sevdiği şarkıyı dinlediğini, telefonunda zil sesi yaptığını, onun kaskını takıp aynadaki haline gülümsemeni, odanda yalnız olduğunu bildiğin halde -hani yanılsamadır ya- aynada onu da yanında görmeni, sanki o duyacakmış gibi kurduğun sitem dolu cümleleri, her siyah oje sürdüğünde ellerinden nefret ettiğini, her saçınla oynadığında onu düşündüğünü, en son görüştüğünüz, konuştuğunuz günü saati saatine aklında tuttuğunu, aşkını, sevgini, özlemini, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını ve daha nice -lerini, -larını bilmesin.
O, senin başkalarıyla olduğunu sanarken; en son ona dokunduğunu, en son onu öptüğünü, en son ve hala onu sevdiğini hiç bilmesin, duymasın, görmesin.
Olur olmaz her dakikada aklına geldiğini, unutmuş gibi yaptığın her anda daha da içine işlediğini, dokusu kokusu geçer dediğinin üstüne sindiğini ve kimsenin silemediği anları mı, onları da bilmesin. Evet evet bilmesin.
O bilmesin ama sen bil olur mu? 
Bari sen ver hakkını, hissettiklerinin. 

Orada bir Muğla var, Güney’de..

Evet Ege’li olmak, Güney’de yaşamak diğer bölgelerde yaşayanları anlayamamak! Taşı toprağı altın memleketimin eyvallah da bizim taraflar bir başka.. İzmir’de doğup büyümek üstüne doğal güzelliğin en üst seviyesi Muğla’da Üniversite okumak herkese nasip olmaz.. Ama bana oldu. 🙂

Öyle ki Muğla’yı gördükten, yaşadıktan sonra başka ne bir şehri ne bir ülkeyi görme ihtiyacı hissediyorum. Muğla hala sakin, hala temiz, hala samimi.. Belki tam 6 sene orada gençliğimin en deli zamanlarını geçirdiğim içindir, anılarım için bilemem ama bugüne kadar Muğla’yı gezip de sevmeyen birini daha duymadım.

Bir balıkçı köyü olan  Akyaka’da balık ekmek yemeden, Yuvarlakçay’da bir iki sallanmadan, liman kenti Marmaris’in canım koylarını görmeden, dönüşte bir de Akçapınar’ın meşhur tostçusuna uğramadan en son Belen Kahvesinde kahvenizi yudumlamadan ölmeyin derim ben✋🏼

Görülmesi gereken o kadar güzel yerler var ki o küçük şehrin içinde. Adım başı sizi keşfedilecek bir yer bekliyor olacak. Tamamen organik pazarlarına girdiğiniz zaman siz bile anlamadan Muğlalı oluverirsiniz 😄 O kadar cana yakındır insanları.. Bazen yerlilerinin bile daha görmedikleri yerler olduğunu duydum. Siz düşünün.

Daha zirilyonlarca anlatacağım şey var canım şehirle ilgili fakat ilerleyen yazılarda..    Şimdilik aklınız Muğla’da kalsın efendim😉

hem var, hem yokmuş gibi..

Benim tanıdığım görünmez bir adam var. Dilediği gibi yaşıyor hayatı; kuralsız, kayıtsız, şartsız. Kafasına estiği gibi davranıyor-muş gibi yapıyor ama vazgeçmiyor kurgulamaktan, planlamaktan bazı şeyleri. Yani birden salmıyor iplerini, gevşek tutuyor sadece.
Bana da dilediği gibi davranıyor bu aralar; farketmiyorum sanıyor ama farkediyorum hem de “hissederek” farkediyorum. Bazen canım acıyor, bazen de acısı bile görünmez oluyor. İşte burda bile beni değiştiriyor.
Netliği seven ben “görünmez” olana inanıyorum, ya da inanmak istiyorum. Tam yok diye düşünürken “ben burdayım” dercesine belli ediyor varlığını, yüzümü güldürüyor. Aynı anda nasıl bu kadar farklı olabiliyor anlamakta güçlük çekiyorum; zaten ben ona dair kurduğum cümleleri, zihnimdekileri, yüreğimdekileri ve daha nicelerimdekini tanımlayamıyorum, kılıf uyduramıyorum. Seviniyorum aslında buna, “o da sevinmeli” diyorum içten içe; düşündüklerim kılıf uyduramayacak kadar içten çünkü.
Sonra aklımı ardı arkası kesilmeyen sorular zinciri esir alıyor. “mutlu mu ediyorum, yoksa sadece gelip geçici bir tebessüm mü yaratıyorum yüzünde” diye soruyorum kendi kendime. Elbette ki kimse kimsenin hayatında “geçici” sıfatıyla yer etmek istemez ama onun “kalıcı” sıfatı olabilme endişesi kaplıyor benim de içimi. Bu geçici olma kaygısından daha güç geliyor bana. 
Ve zamanla her şey benim elimdeymiş gibi düşünürken, anlıyorum ki aslında onun elinde. Soruları gerektiğinde yanıtlayacak, gerektiğinde silecek, gerektiğinde de yeni soruları bana sordurtacak olan o. Bu denli farklı bir silüeti sorularıyla birlikte kaydediyorum zihnime; onun görünmez kostümleriyle. Farkını bilmeden, farkına varmadan hem de.
Belki de onu farklı kılan beklenmedik anlarımda yaptıkları diye düşünüyorum sonra. Yarım saatlik görüşmeyi bile “bütün gün”müş gibi anlamlı kılması, bir kaç saniyelik izlediğim videolarını “huzurlu bir uykuya” dönüştürmesi ve ona ait diğer özel güçler. Bir nevi kahraman; benim kendi zihnimde yarattığım bir kahraman. Ne zaman gerçek kahraman olduğunu gösterecek bilmiyorum. Tek emin olduğum öyle ya da böyle hep olacak. Keşke’ler ve İyi ki’ler arasındaki savaşı iyi ki’ler kazanacak