P.S.

Bazen bir sesin güzelliğine aldanıyorum, bazen rüzgarın sesine oluyor.Çoğu zaman kalbimin sesine, zihnimin içindeki seslere, sessizliklere. Bazen günün en güzel saatlerini armağan ediyorum kendime bazen günün güzel saatlerine kızıyorum. İzliyorum çevremde izlemeye cesaret edemediğim ya da görmezden geldiğim her şeyi. Bakıyoruz ama görüyor muyuz diyorum. Bak mesela şurada ki güzelliği daha önce hiç farkedememişim diyorum.Bazen kendimi kendimin sularında boğulayım diye bırakıyorum. Rüzgarı dinliyorum bol bol. Kulağımda bir ses var ama gittikçe uzaklaşan bir ses. Birileri, bir kaçı veya birkaçımız. Hepimizin sesleri bambaşka, baktıkları ve gördükleri..

Bir insan hakkında her şeyi bilmenin verdiği muazzam ağırlıkta ezildiğinizi hissettiğiniz oluyor mu, her şeyi bazen en ince ayrıntısına kadar bilmek taşıyamayacağın bir ton yük gibi geliyor bana.Bazen çoğu şeyi bilmek istemiyorum, sadece aklımdaki ya da kalbimdeki gibi kalsın istiyorum her şeyin. Sanki öğrendiğim her şey beni bambaşka yola sokacakmış gibi. Bu biraz şey gibi.” Az ama öz bildiğim yollarda yürümeliyim” hissi. Bir insanı her şeyiyle tanımak istememek mesela, sadece tanıdığım kadarıyla kalmasını istemek. Sanki tanıdıkça, o bildiğim yollardan bile isteye sapacakmışım gibi hissediyorum.🍃

Ben hayatımdaki insanın göğüs boşluğuna kilitlemek istemişimdir hep kendimi çünkü oradan asla kurtulamazsın. Kalbi beni ona unutturabilir ama göğüs boşluğuna saklanırsam oradan kurtulmam uzun bir zaman dilimine yayılır. O yüzden onun kalbini değil göğüs kafesini ihlal etmek isterdim. Onun elleri ve gözleri olmak isterdim. En güzel yerleri hep o görsün ve hep o işitsin diye.Mesela bu fotoğrafı da hep o görsün ki onun penceresinden her yer kendi gibi iyiliklerle dolsun💙

Hissedilen şeylerin gerçekliğini zaman aşımına uğradığında, güzelliğini kısacık zaman dilimlerine ayırdığında anlıyorsun. Kaybetmek korkusunun verdiği o hem sıcacık, hem de buz gibi hissi kendinle başbaşayken anlıyorsun. Ama ile başlayan sevmelerin olmadığı zaman gerçekten seviyorsun. “Seni seviyorum ama” olmuyor hayatında. Bağıra çağıra “Seni seviyorum” diyorsun, hatta söylemene gerek kalmadan o sıcaklığını hissettiriyor hemen. Bu muazzam bir şey değil mi? 🌹 Söylemeye lüzum bırakmayan sevgiler dünyanın en güzel hissi. Zaman aşımına uğramayan hatta zaman aşımına uğrasa bile güzelliğinden asla ödün vermeyen sevgilerimiz olsun. Zamanın kaybettireceği değil, zamanın bize kazandıracağı güzellikler olsun. Veee yazımın sonuna gelirken şuna değinmek istiyorum; Kaç kere unutmam dediğiniz eşiğe geldiğinizde bir adım atınca unuttuğunuzu farkettiniz? Kaç kere o eşiğe gelirken harcadığınız sevgiyi, emeği ve hatta kendinizi bile unuttuğunuzu hissettiniz? Acaba unutamam dediğiniz kaç yol ağzına gelip yolun başlangıç noktasını bile unuttunuz. Kimine göre mükemmeldir unutmak kimine göre acı. Bana sorarsanız unutmak diye bir şey olmuyor. “Kendimden başka kimseye ihtiyacım yok” noktasına gelince her şeyi arkamızda bırakıyoruz sadece. Unutmuyoruz sadece sandığın ağzına bir kilit vuruyoruz. Sevgimiz hep canlı, kalbimiz sıcacık.Bir de şeyi farkettim unutmak unutmak istenilene göre değişiyor. Kendi varlığımızı asla unutmamamız dileğiyle..

Lovesong*

Reklamlar

‘Biz’deki Ben.

Yazmak benim icin degisik bi eylem. Ya cok mutsuz olmayı bekliyorum ya da cok mutlu. Eylemlerimin de ortası yok, onlar da tıpkı benim gibi.

Zihnimdeki cümleler en uçları bekliyor ama ne garip ki her şeyin iyisi de kotusu de ona bağlanıyor bu hayatta. Sanki hayali bir merkez var kalbimin en ortasında, “asla kalbim hukmedemez beynime” diyen o alımlı çalımlı lafımı kıvırıp fırlatırcasına hukmediyor bana. O merkez batırıyor beni ya da o yükseltiyor en tepelere.

Zihnim bu kadarına nasıl izin veriyor anlamıyorum. “Dilrubayım ben ya Dilruba”diyorum kendi kendime. Sanki yoğun bakımdayım ve kendi kendimi hayata döndürmeye çalışıyorum, konuşuyorum, konuşuyorum da havada kalıyor tüm cümlelerim. İnmiyor ayaklarım yere.. Varsın inmesin de.

Hep ilk sandığımız duygular var, son olanı bekleyen sancıların gerçekle yüzleşmesi için. Benim sancılarım gerçekle öylesine yüzleşti ki hiçbir hayal, hiçbir endişe önünde duramıyor bu gerçekliğimin. Sıfır kuşku, sıfır şüphe.

Duygularım.. Hepsi daha fazla ona ait olmak için savaşıyor adeta. Güven, sevgi, sadakat, huzur, aşk..

Duygularımın savaşını izliyorum ben şimdi✋🏼


Arkama bakmadan gitmelerim vardı benim. Umursamazlıklarım, bencilliklerim ve daha nice içinde “ben” barındıran cümlelerim vardı. Kendimden ödün vermek gibi gelirdi hep başkasına göre yaşamak, nefesini onunla paylaşmak, günün aydınlığına başka bir neden bulmak..

Bunalırdım herkesten, her şeyden; çabuk sıkılırdım, belli de ederdim. Tabularım vardı, belki de onlar alışkanlıklarımdı. Kimse olmazsa olmaz değildi bende. Kendine güvenin ve egolarımın sonucuydu bu belki de..

Sonra bir şey oldu ama inan anlamadım ne olduğunu. Başlarda yaşamak için yaşıyorum gibi geldi. Sevilmek istediğim için seviyorum, mutluyum demek için gülümsüyorum der gibiydi yaşadıklarım. Sonunu kestirmek istemiyordum, “sonsuz olacak” dersem de kendime tezat olacaktı; susuyordum. Yaşamaya, anlamaya, sevmeye, huzur bulmaya çalışıyordum. Kendinden başka kimseye güvenmeyen ben ilk kez bir başkasına açıyordum kapılarımı, hem de ardına kadar.. 


Sıkıldığım, yorulduğum, pes edeceğimi düşündüğüm anlar oldu; bazılarını saklayabildim, bazılarını da sen gördün. Yargılamadın, sorgulamadın, çabaladın, çabaladık..

Şimdi dönüp arkama baktığımda eksilerle ve artılarla dolu, alçalıp yükselen bir grafik görüyorum; bizim grafiğimiz. Hala varsak işte o tek nedenimiz.

Zaman bizi nereye sürükleyecek bilmiyorum, onu durdurabilir miyiz, lehimize çevirebilir miyiz bunu da bilmiyorum. Yaşayarak göreceğiz; ya derin nefes alıp devam edeceğiz yola, ya da yalnızca adımlarımızın izleri kalacak o yolda.

Küçükken, aslında bir prenses olduğumu, kral babamın iyi yetişmem için bana kocaman bir oyun oynadığını, çevremdeki herkesin oyuncu, her şeyin dekor olduğunu, sıradan bir insan gibi yetişirsem daha akıllı bir prenses olacağımı düşündükleri için bu saçma sapan şeyleri bana yaşattıklarını hayal ederdim. Değilmiş, hala kalbimin prensi gelip beni sarayıma götürmedi.

Hayal kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor!

                 Haftanın bebeği💫

MYSELF

Sizce de güzel bir fotoğraf değil mi? Bir de şu sıralardaki Dilruba’yı anlatması çok hoş! Aslında mutluluk dolu sonsuzluk olabilir ama ağzımı, gözümü bütün gerçekliklere kapadım bu aralar.. Kulaklarım serbest söylediklerinizi duyuyorum da benim şarkımın sesi size gelmiyor galiba!?

Gerçek olan her şeyin ne kadar da farkında olup ve ona aç olmamızın ne kadar büyük tezatlık olduğu geliyor aklıma. Sadece olması gerektiği gibi olsun istiyorum bazen her şey, -canımın istediği gibi. Sular aksın durulmayayım istiyorum. Sanki bu beni rahatlatacakmış gibi hissediyorum.

Yaşadığım ayları, günleri, saatleri düşünüyorum.. Neden gerçek değilsin? Neden olması gerektiği gibi değilsin? Neden benim canımın istediği değilsin? diye sormak istiyorum bazı insanlara.. Neden herkesin yaptığı gibi o yalanlar dünyasına kaptırdın?

Etrafımda çoğu insan beni asla vazgeçmeyişlerimle, değişik ruh hallerimle ya da dünyayla olan kavgalarımla bilir. Aaa Dilruba mı tam bir patavatsız! Evet, öyleyim. Çünkü yapaylıktan sıkıldım. Bir görünür bir kaybolur sevgilerden, sohbet edemeyen insanlardan,kendini  beğendirmeye çalışan kadınlardan, parasıyla yer edinmek isteyen erkeklerden.

Önce sevin kendinizi! Sağ elinizi solunuzla avutun demiyorum ama yeri geldiğinde bunu yapabilecek gücünüz olsun. Olmazsa benim gibi her gün ağlarsınız sadece.Kendimi seviyor muyum? Evet. Tek başıma da yapabilir miyim? Tabii ki.. Fakat her daim sevgiye aç bir kadın oldum ben. Adı doyumsuzluk mu yoksa hep yanlış insanlar mı tam emin değilim ama sevilmek istemek kötü bir şey mi sizce? 

Demiyorum ki her dakika -ayyyy aşkım beni sev, beni çoooookkkk sev tarzını arayan bir kadınım. Saf duyguları biraz hissetmek, hissettirebilmek benim derdim.


Çiçekler her zaman muazzam değiller mi? İyi ki var onlar.

Hep sen ya da ben değil de ‘biz’i düşünmek! Sanırım bunu beceremediğimiz için mutsuzuz. Sevgiyi, sevgiyle olan hicbir seyi beceremediğimiz icin, sevmeyi bilmediğimiz icin, asla sevgiyi koruyamadığımız için. Sevgiyi sadece ” seni çok seviyorum, sana aşığım ” lara sığdırdığımız için.

Okuduğum bir kitapta sevginin gücünden bahsediyordu, özellikle Poulo Coelho kitaplarının neredeyse tümünde sevginin gücünden bahseder, iyileştirici gücünden. Bu bir kutsal sevgi de olabilir, bir insan ya da bir hayvan hatta bir bitki. Sevgi sevgidir iste. 

– Sevelim, sevelim ama sevgiyi hissederek sevelim. Klişe olmayalim, basitleştirmeyelim. Dertleşelim, konuşalım, keşfedelim, sevişelim, ağlayalım, gülelim ama bir kalıba sokmayalim sevgimizi. Sıradanlaştırmayalım. 
Veeeeeeeee lütfen, lutfen dogalliginizi kaybetmeyin. Lutfen degismeyin, hic kimse ve hicbir sey icin. Kendinizi kimseye ait hissetmek zorunda degilsiniz, siz sadece kendinize aitsiniz. Tek basiniza da ayakta durabilir ve yurutebilirsiniz bu hayati, o kadar zor degil. Inanin bana ! Soz veriyorum her sey cook daha guzel olacak. Inanin ve guvenin, inanin ve basarin, inanin ve sizin olsun ! 

      bu da Pazar parçası, sevgiler🌺

Huzur musun sen, Akyaka? 

 Yeşille maviye doyduğun, güzel yemeklere yumulduğun,  gün içerisinde hoplayıp zıpladığın, manzaraya karşı çay keyfi yaptığın bir yerde kim yaşlanır ki? Gökova Körfezi’nde küçük bir balıkçı köyü olan Akyaka; doğası, doğallığı, sakinliğiyle değme tatil beldelerine taş çıkartacak güzellikte! Muğla’ da yaşamış biri olarak huyunu suyunu bildiğim Akyaka’yı tatilci değil yerli kafasıyla size biraz anlatmak istiyorum; 

  • Neden seviyorum? Çünkü 2 bin kişilik nüfusuyla herkese yetecek huzuru var! 🌸Evleri mimari zorunluktan ötürü begonvil ve zambak ağaçlarıyla dolu olduğundan önüm arkam sağım solum tablo gibi.
  • Yazın en sıcak günlerinde bile akşam serinliğini hissedip üzerinize bir şeyler almak isteyeceğiniz bir şirin kasaba🤗 Yine de denizden sonra soğuk bir duş almak isterseniz atın Azmak’a kendinizi. Atın derken ciddiyim  -parmak uçlarını değdirerek yavaş yavaş girmek isterseniz daha çok beklersiniz-  7 derece sodalı ve tertemiz suyu olduğu için gün boyu boyumdan büyük canlılar, rengarenk bitkiler ve iri iri balıklar var.
  • Canım Azmak’ ta sandallarla gezinti yapmadan geri dönmeyin sakın! Suyun altındaki renkler, bitkiler, kocaman sazlıklar arasından geçmek çok tatlı. 🍩 Hatta bu nehir üzerinde rakı balık yapmak kadar keyifli bir his bilmiyorum ben. 
  • Teknede püfür püfür yayılarak, lezzetli yemekler ve habire denize atlayıp zıpladığınız bir plandan daha cazip ne olabilir ki!?🌸 Akyaka’nın en tatlı koylarına düzenlenen tekne turlarıyla tarihe ve doğal güzelliğe doyacağınızdan hiç şüphem yok. 
  • Merkeze yakın ve en popüler koylardan biri; Çınar Koyu. (İlk gün tam 5 saat aramıştım ama o benim yörüngesizliğimden🙈) Meydana sadece 3km uzaklıkta. Canım manzara önünde oraya yürüyerek gitmek en güzeli. Sahilinde çakıl taşlarından başka bir şey yok fakat mavi sulardan başka bir şeye de ihtiyacımız yok! 
  • Eee bunca güzelliğin devamı için enerji lazım,  Can boğazdan gelir! Akyaka’daysanız Gülbeyaz Balık evine uğramadan oradan çıkamazsınız ya da çıkmamalısınız🤔 İster teknede ister keyifli şark köşelerinde taptaze balıkları şalgam eşliğinde yediğinizde ne dert kalır ne tasa.
  • Peki çılgın gece hayatında neler yapıyoruz? Akyaka, Türkiye’nin sakin şehirlerinden biri. Gece 12’den sonra müzik sesleri kesiliyor, Işık’lar kısılıyor. Yıldızlarla başbaşa olmak harika! Yemekten kalkan herkesin yolu Poison Pub’tan geçer. Bira, mısır, tuzlu fıstık, sohbet.. Canlı performans isterseniz o da var! No 22 Riders Inn, bence müzik kalitesinin en üst seviyede tutulduğu, kolteyllerinizi yudumlayıp eğlenebileceğiniz oldukça keyifli bir yer. Tabii saat 12’ye kadar😄Akyaka’ya kedileri, köpekleri, doğası ve huzuruyla içiçe yaşamak için yerleşen bir çok insan tanıyorum ve benimde gelecek planlarım arasında olduğu için, Mutluyummm!!! Aşığı olduğum Akyaka’yı dayanamayıp sizlerle paylaştım, zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkürler..                                Sevgi, dans ve mavi sizinle🦋

İki dilim limon✨

 

  • Herkese merhaba! Hazır şöyle kış geliyorken kendimizi hem ruhsal hem fiziksel detoxa mı soksak diyorum? İş, okul, soğuk hava.. Düşününce bile strese girdiniz, öyle değil mi? Bi yeşil çay içelim, içimiz ısınsın🍁
  • En güzel detox yöntemlerinden biri sevmek. Bir çiçeği, bir böceği, bir nesneyi, bir insanı sevmek. Ama hepsinden önce kendini sevmek!🌹 Aynanın karşısına her geçtiğinizde ‘kendimi seviyorum’ cümlesiyle görün bakın nasıl da mutlu olup, mutluluk saçıyorsunuz. Sonra ver elini Norveç! (Dünya’nın en mutlu ülkesi olur da kendileri) 
  • Surekli ben dogrucuyum ben her seyin en iyisini bilirimci insanlardan da uzak durma detoxu uyguluyoruz artik. Bazen bazi insanlar, yaptiklari onca cirkinlige ragmen “dogrucu” oldukları bir kısmı mutlaka bulurlar. Böyle insanlar, cevresi tarafından sureklı pohpohlanmıs ve sözü sürekli kabul görülmüs insanlardır. Kendilerine sorsanız aynada gorduklerı yansımanın içi booombos. Anlatamazsiniz tabi, o yuzden gorur gormezzz “koooooossssss ve uzakkkklas”
  • Kendinize bir rota belirleyin, haftada iki gün derim ben fakat bir kaç saate bile razıyım, tamam. Telefondan, bilgisayardan uzak bir kaç saat ayırın kendinize. Yalnız kalmayı öğrenin! Çoğu zaman yalnız kalmamak adına yanlış adımlar atıyoruz.🦋 Haksız mıyım? Değilimmmm, haksız değilimm canımmm.
  • Canınız çok mu sıkıldı açın müziği kendi kendinize dans edin, 🌹bırakın deli sansınlar sizi kendileri çok akıllıymış gibi! Olmadı mı, bir kere de kendinize güzel hissettirmek için makyaj yapın.
  • Kendinizi ve karakterinizi kimseye beğendirmek zorunda değilsiniz. Neden gülmekten korkuyorsunuz? Neden o ne der, bu ne der diye düşünerek yaşıyorsunuz? Herkesin hayatından kendisi sorumlu, KİME NE?
  • Bir çok şeyi umursamamayı öğrenip, kendinizi mutlu olmaya adayınca her şey daha kolay ve güzel olacak bence. Herkes geri dursunnn, en önde siz varsınız çünkü🐇
  • Yazımın sonuna doğru yaklaşırken, her sabah uyanınca mutlaka müzik açmayı, güne mutlu başlamayı unutmayın. Yaa dilruba nasıl olacak stres bitmiyor demeyin. Ölenle ölünmüyor canım her şey çok mu muazzam? Değil. O zaman biz buna ayak uydurarak daha pozitif yaşama dönüştürebiliriz. Hiç olmadı al evden salatalık, bal, iki dilim limon karıştır, sür yüzüne otur. Gülümsemeyi unutmayın!                      Arrivederci💋

O zaman ‘Dans’!

“Dans etme fikrinin kafamda ilk belirlenişi, çok küçükken deniz kıyısına gidip dalgaları seyre daldığım zamanlara rastlar. Onların hareketlerini dikkatle izler, aynı ritmle dans etmeye çalışırdım.”Isadora Duncan

 

Tam olarak dalgaları ya da bir şeyi ilham aldığım söylenemez. Fakat dans tutkum küçük yaşta bildiğin Asena’yı izleyerek başladı. 🙄Babama dansöz olacağım dediğimde bacaklarını kırarım senin sözleri hala kulaklarımda çınlıyor. Geleneksel Türk ailesi mantığı bizimkilerinki. Ama ben kafaya koydum ya illa dansöz olacağım.( hayır kenarından bile geçemedim😞)Tek başıma gidip oryantal kursuna yazıldım, sonra modern dansa merak saldım, ne alakaysa. Üniversiteye gelince işi abarttım latin danslarıyla başladım ve daha bir sürü dans öğrendim. Mutluyum!✋🏼

Neden Dans? Nedir Dans?.. Nasıl ki ruhun gıdası müzikse, bedenin gıdası da danstır, derim ben. Ruhun başkaldırışı, özgürlük, kendini ifade etme biçimi, bir iletişim çeşidi.. Herkeste farklı yankı uyandıracaktır. Şüphesiz yazıdan dilden daha önceleri insanlığın bulduğu iletişim aracıdır; dans.Dansla tanıştığımdan bu yana her zaman ‘Tanrım, müziği duymazsam yaşayamam, ne olur kulaklarıma zarar ziyan verme’ diye dua eder oldum.  Çünkü eğer dansçıysanız önce müziği doğru duymalısınız,  bu ince çizgiyi geçmeyelim 😉 Dansı bir kere hissettiğin zaman bırakamazsın, kapı gıcırtısına oynamak deyiminin bir dansçı tarafından ortaya atıldığını düşünüyorum🤔. Bu eylemi kendin için yapıyorsun ve bununla mutlu oluyorsun neden bırakasın ki! Karışan  yok, kural yok, içinden geldiği gibi davran! Evet, dansın temelinde yatan felsefe içinden geldiği gibi davran! Hisset! Sen ve dansın var şu küçücük Dünya’da!🍂

Biraz yetenek, biraz his, biraz bilgi de ister dans.. Yeteneksizler de yapabilir, yanlış olmasın 😄Fakat küçük yaşlarda eğitime başlamak en avantajlı kısmı bence. Bunun sıkıntılarını çok yaşadım çünkü. Ne de olsa ağaç yaşken eğilir felsefesi hala işliyor şükür. Tabi sonradan dans edip, güzel yerlere gelenler yok mu? Tabii ki var! işte burada hırs, istek, tutku devreye girer. Bunlar zaten sizsinizdir, sizin duygularınız.. Artık onları harekete geçirmeli! 🙀

Sözcüklere sığmayan bir sihri vardır, dansın. Flamenko muzip ve tutkulu, aşk için Tango, zengin bir dil olarak adlandırılan Modern Dans, canım 💜salon dansları Salsa, Vals, Rumba.. Her biri ayrı güzel, her biri ayrı heyecanlı..

Dansın geçmişte insanlık için psikolojik bir etkinlik, dik durma, yürüme eylemlerinin en başında gelen, veba salgınında halkı neşelendirmek için bir araç olması gibi yararlı ve her alanda özenilmesi gereken bir faaliyet olduğunu görüyorsunuz değil mi? Boşa konuşmuyorum yani😊 Dans eden insanların daha özgüvenli, daha kararlı, daha etnik oldukları yine tarihte kanıtlanmış.👩🏼‍💻Hatta bununla ilgili bir söz paylaşmak istiyorum sizinle;
“Dans; O büyülü yürüyüş
Yaşamın büyülü yürüyüşü, dans”

 İnsanoğlunun en saf, en yalın ifade biçimi.. Ağaçların, kuşların, yaprakların sesine kulak veren o ilk çılgın kimdi bilmiyorum ama belli ki ruhu genlerimizde saklı.Binlerce yıldır süregelen bir tutku dans ve bence kutsanmayı hak ediyor.

O zaman dansla kalın 💃🏼

Sonunda Sana Benzettim Kendimi

O hiç bilmese de, senin bildiklerin sana yetmeli bazen. 
Her gün onun en sevdiği şarkıyı dinlediğini, telefonunda zil sesi yaptığını, onun kaskını takıp aynadaki haline gülümsemeni, odanda yalnız olduğunu bildiğin halde -hani yanılsamadır ya- aynada onu da yanında görmeni, sanki o duyacakmış gibi kurduğun sitem dolu cümleleri, her siyah oje sürdüğünde ellerinden nefret ettiğini, her saçınla oynadığında onu düşündüğünü, en son görüştüğünüz, konuştuğunuz günü saati saatine aklında tuttuğunu, aşkını, sevgini, özlemini, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını ve daha nice -lerini, -larını bilmesin.
O, senin başkalarıyla olduğunu sanarken; en son ona dokunduğunu, en son onu öptüğünü, en son ve hala onu sevdiğini hiç bilmesin, duymasın, görmesin.
Olur olmaz her dakikada aklına geldiğini, unutmuş gibi yaptığın her anda daha da içine işlediğini, dokusu kokusu geçer dediğinin üstüne sindiğini ve kimsenin silemediği anları mı, onları da bilmesin. Evet evet bilmesin.
O bilmesin ama sen bil olur mu? 
Bari sen ver hakkını, hissettiklerinin.