‘Biz’deki Ben.

Yazmak benim icin degisik bi eylem. Ya cok mutsuz olmayı bekliyorum ya da cok mutlu. Eylemlerimin de ortası yok, onlar da tıpkı benim gibi.

Zihnimdeki cümleler en uçları bekliyor ama ne garip ki her şeyin iyisi de kotusu de ona bağlanıyor bu hayatta. Sanki hayali bir merkez var kalbimin en ortasında, “asla kalbim hukmedemez beynime” diyen o alımlı çalımlı lafımı kıvırıp fırlatırcasına hukmediyor bana. O merkez batırıyor beni ya da o yükseltiyor en tepelere.

Zihnim bu kadarına nasıl izin veriyor anlamıyorum. “Dilrubayım ben ya Dilruba”diyorum kendi kendime. Sanki yoğun bakımdayım ve kendi kendimi hayata döndürmeye çalışıyorum, konuşuyorum, konuşuyorum da havada kalıyor tüm cümlelerim. İnmiyor ayaklarım yere.. Varsın inmesin de.

Hep ilk sandığımız duygular var, son olanı bekleyen sancıların gerçekle yüzleşmesi için. Benim sancılarım gerçekle öylesine yüzleşti ki hiçbir hayal, hiçbir endişe önünde duramıyor bu gerçekliğimin. Sıfır kuşku, sıfır şüphe.

Duygularım.. Hepsi daha fazla ona ait olmak için savaşıyor adeta. Güven, sevgi, sadakat, huzur, aşk..

Duygularımın savaşını izliyorum ben şimdi✋🏼


Arkama bakmadan gitmelerim vardı benim. Umursamazlıklarım, bencilliklerim ve daha nice içinde “ben” barındıran cümlelerim vardı. Kendimden ödün vermek gibi gelirdi hep başkasına göre yaşamak, nefesini onunla paylaşmak, günün aydınlığına başka bir neden bulmak..

Bunalırdım herkesten, her şeyden; çabuk sıkılırdım, belli de ederdim. Tabularım vardı, belki de onlar alışkanlıklarımdı. Kimse olmazsa olmaz değildi bende. Kendine güvenin ve egolarımın sonucuydu bu belki de..

Sonra bir şey oldu ama inan anlamadım ne olduğunu. Başlarda yaşamak için yaşıyorum gibi geldi. Sevilmek istediğim için seviyorum, mutluyum demek için gülümsüyorum der gibiydi yaşadıklarım. Sonunu kestirmek istemiyordum, “sonsuz olacak” dersem de kendime tezat olacaktı; susuyordum. Yaşamaya, anlamaya, sevmeye, huzur bulmaya çalışıyordum. Kendinden başka kimseye güvenmeyen ben ilk kez bir başkasına açıyordum kapılarımı, hem de ardına kadar.. 


Sıkıldığım, yorulduğum, pes edeceğimi düşündüğüm anlar oldu; bazılarını saklayabildim, bazılarını da sen gördün. Yargılamadın, sorgulamadın, çabaladın, çabaladık..

Şimdi dönüp arkama baktığımda eksilerle ve artılarla dolu, alçalıp yükselen bir grafik görüyorum; bizim grafiğimiz. Hala varsak işte o tek nedenimiz.

Zaman bizi nereye sürükleyecek bilmiyorum, onu durdurabilir miyiz, lehimize çevirebilir miyiz bunu da bilmiyorum. Yaşayarak göreceğiz; ya derin nefes alıp devam edeceğiz yola, ya da yalnızca adımlarımızın izleri kalacak o yolda.

Küçükken, aslında bir prenses olduğumu, kral babamın iyi yetişmem için bana kocaman bir oyun oynadığını, çevremdeki herkesin oyuncu, her şeyin dekor olduğunu, sıradan bir insan gibi yetişirsem daha akıllı bir prenses olacağımı düşündükleri için bu saçma sapan şeyleri bana yaşattıklarını hayal ederdim. Değilmiş, hala kalbimin prensi gelip beni sarayıma götürmedi.

Hayal kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor!

                 Haftanın bebeği💫

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s